ANTALYA’DA DEFİNE YERLERİ

ANTALYA’DA DEFİNE YERLERİ

İlk çağ dönemi
Antalya bölgesi’nin erken tarihi, bölgede 1946’dan önce yapilan kazilardan önce karanlıkti. Hititlerin çivi yazili belgelerinde, adi geçen ahhiyava ve arzava ülkelerinin pamfilya olduğu bilim çevrelerinde kabul görmektedir. Bu bölgedeki araştırmalar ve buluntularin ortaya çıkmasi ve eldeki verilerle bölgenin karanlık olan bu dönemi de aydınlanmaya başlamıştir.Roma i̇mparatoru hadrianus’un kenti ziyareti sırasında yaptirilan şehir merkezinin tam ortasında kale içinde yer alan hadrian kapisi;

halk içindeki ismiyle üçkapilar
Hiristiyanliğin anadolu’da hızla yayıldiği m.S. 5.-7. Yüzyıllar boyunca pamfilya ve likya, doğu roma eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta m.S. 2. Yüzyildaki parlak çağlarina yaklaşir derecede, imar görmüşlerdir. 7. Yüzyılın ortalarında arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen doğu romalılar, bölgeyi korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır.[23][24] roma i̇mparatorluğu’nun bölgeye egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin bazıları, ufak keşişlikler halinde doğu roma i̇mparatorluğu egemenliği sirasinda yaşamalarini sürdürmüşlerdir.

Antalya’nın bugünkü bulunduğu yerde ii. Attalos’un zamaninda inşâ edilen ilk surların da bu dönemde dikildiği bilinmektedir. M.S. 130 yılında roma imparatoru hadriyanus, antalya seferi sirasinda hadrian kapisi’nı yaptırmiş, surlarin doğu bölümünü de onartmiştır.

Ayrıca, rodos, venedik, ceneviz korsanlarının talanlari, kibrıs krallarının saldirilari ve haçlı seferi sırasındaki yağmalar, depremler,[25]bölgenin ekonomik gücü kadar kentleri de yipratmiştır.[26] bu sırada özellikle rodos ve cenevizliler koruma ve saldırma için, uygun kıyılarda üsler kurmuşlardir. Antalya, bati akdeniz kıyısında stratejik konumuyla önemli bir liman olma özelliğinden dolayi, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli istilalara maruz kalmiştır.
Konumu bakımından savunma olanaklari güçlü olan antalya, 11. Yüzyil sonlarında türklerin eline geçti. Kent, 1097’de i. Haçli seferinin sonrasinda yeniden bizans eline geçmiş bulunuyordu. Türkler, 12. Yüzyılın ilk yarısında antalya önlerine kadar gelip, yörede etkili olmaya başladılar. 1148 yılındaki ii. Haçli seferi sirasinda buraya gelen haçli yazarlari, türklerin şehrin yakınlarina kadar geldiklerini, halkin bu sebeple verimle tarlalarini ekemediklerini belirtir. Bu yüzden şehirdeki halk yiyecek ihtiyacını deniz yolu ile karşilamaktaydi.

Antalya sonraki tarihlerde de selçuklu sultanlarının kışlik payitahtlarindan birisi olmaya devam etti. Hatta bazen doğudan gelen moğollar’a karşı bir güvenilir yer olarak tercih ediliyordu. Antalya, güneyde mısır ve doğu akdeniz bölgeleriyle ticaret yapan bir yer olarak oldukça etkindi. Devrin kaynaklarından saltukname’de de adalya’dan söz edilmektedir. Mevlana, burada çok hristiyan olduğundan söz ederse de, bu ifadeyi, öteki i̇ç anadolu şehirlerine göre fazla dediği düşünülmektedir. Çünkü şehrin içindeki ikamet sahalarina göre, hristiyanlar hiç da aşiri birçoğunluğa sahip değillerdi. Bununla birlikte kentte frenkler de bulunmakta ve avrupa ülkeleriyle ticaret yapılmaktaydi.[30]anadolu türk beylikleri dönemi
Anadolu selçuklu devleti’nin son senelerinde i̇lhanlılar’in nüfuzu altına girmesiyle, batisindaki uç beyleri toplanarak beylik kurmaya başladilar. Bu sirada 13. Yüzyil başlarında anadolu selçukluları tarafindan yalvaç, borlu ve eğirdir taraflarına yerleştirilmiş olan teke aşiretinin bir kolunu teşkil eden türkmenler[31] de 13. Yüzyil sonlarında, başlarında bulunan hamid bey’in torunu ve i̇lyas bey’in oğlu feleküddîn dündar bey’in liderliğinde hüküm sürdükleri göller havzasinda bağimsızliklarını ilân ederek hamitoğulları beyliği’ni kurmuş ve kendisine önce uluborlu’yu, daha sonra eğirdir’i merkez yapmiştır.[32]

Kuruluştan hemen sonra ülkesinin sinirlarını güneye doğru genişleten dündar bey, gölhisar, korkuteli ve daha sonra memleketin bazı yerlerini gezmeye çikmış olan antalya beyi’nin esir düşmesi üzerine antalya’yi 1301’de zapt etti.[33] dündar bey, hamitoğullan beyliği’nin sınırlarini germiyan ve denizli’ye kadar genişletmiş ve antalya’yı kardeşi yunus bey’in idaresine verdi.[34] böylece hamitoğulları beyliği, eğirdir ve antalya olmak üzere ikiye ayrildı.

Memluk sultani nasır muhammed’le hamitoğullari beyi dündar bey’in oğlu i̇shak bey’le yaptiği tartişmadan sonra tutuklanması üzerine, yerine korkuteli emiri olan kardeşi sinânüddin hizir bey geçti. Hızır bey’den ^ [35] sonra yerine sırasıyla dadı bey ve mübârizeddin mehmet bey, geçti.[36]
Antalya’yi ele geçirmek isteyen mehmet bey’in çabalari yörede ona itibar kazandirdı ve teke bey adını aldi. O dönemde anadolu’nun güneyinde antalya, finike, kaş, kalkanli, milli, gömbe, elmali, korkuteli ve serik ile sahilde antalya ve alanya arasindaki bölge teke-eli olarak taninmaya başladı.[37] antalya’yı geri almak için çeşitli ittifaklar kuran mehmet bey, 1373 tarihinde antalya’yi yeniden fethetti.

Mehmet bey’den sonra yerine geçen osman çelebi ve mustafa bey dönemlerinde teke beyliği eski önemini yitirdi. Osmanlı sultanı yildırım bayezid 1390’da, antalya’yi ele geçirdi. Burayi önce oğlu i̇sa çelebi’ye, sonra da diğer oğlu mustafa çelebi’ye sancak olarak verdi.[38] 1397’de antalya ile alanya arasindaki bölge tamamen osmanlı egemenliğine geçti.

Ankara savaşi’ndan sonra, sivrihisar’a gelen timur’un 10 tümenle gönderdiği şahruh ve kumandanlarının korkunç tahribi neticesinde korkuteli ve kitir dolaylarını, emir şah melik de antalya başta olmak üzere bütün teke-eli’ni yağmaladilar.[39]

Timur, kütahya’ya geldiğinde, teke-eli’ni, karamanoğlu mehmed bey’e verdi.[40] timur’a bağliliğini sunan osman çelebi bey, antalya hariç olmak üzere eski beyliğine yeniden sahip olarak korkuteli’ni kendisine merkez yapti.[41]piri reis’in tarihi antalya, manavgatve side haritasi
Bugünkü antalya ili sınırlariyla osmanlı devleti’nin 15. Ve 16. Yüzyilda bu bölge için hazirladığı idari düzen arasında farklılıklar vardır. Bu yüzyillarda bu bölgede kabaca alanya ve teke sancaklari yer almaktaydı.

Ticaret yolları üzerinde bulunmasindan dolayı sik sik el değiştiren antalya, selçuklular döneminde tersanesi ve limaniyla büyük öneme sahipti. Selçuklu egemenliğindeki antalya, kıbris ile arasında önemli ticari etkinlikler yaparak dönemin en önemli ticaret merkezlerinden birisi oldu. Tahminen 13. Yüzyılın sonu ya da 14. Yüzyılın başlarinda burasi hamidoğullari’nın antalya şubesinin eline veya tekeoğullari’nın eline geçti.[42] tekeoğullari döneminde huzur ve gelişme devam etmiş, imar ve kültürel etkinlikler artmıştir.
Mübârizeddin mehmet bey’in hükümdarlığı kibrıs franklari ile mücadele içerisinde geçti. Antalya, 1216’daki türk kontrolünden üzerinden sonra ilk kez işgale uğradi. Kibrıs krali pierre i. De lusignan 24 ağustos 1361 günü teke-eli’nin merkezi olan antalya’yi hücumla zapt etti. Beyliğinin merkezini korkuteli’ye taşiyan mehmet bey, antalya’yi ele geçirebilmek için önce kibrıslilara yiyecek satılmasini yasakladi. Daha sonra karamanoğlu alâeddin ali bey ile ittifak kurup ertesi sene 45 bin kişi ve 8 kalyon ile antalya önüne gelip çok şiddetli bir savaş yapti ise de şehri alamadı.
Türkler, 1176 miryokefalon savaşi’ndan sonra anadolu’yu yurt edinmeye başladilar. Bu dönemde ii. Kiliç arslan devletinin güçlü temellere sahip olmasi için çabaliyordu. Ii. Kılıç arslan, bunun için oğullarini anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderdi. En küçük oğlu gıyaseddin keyhüsrev’i de 1180 yillarında fethettiği borgulu’daki (şimdiki uluborlu) kaleye ve civarina melik olarak gönderildi. Ii. Kiliç arslan 1182 yilinda antalya’yi kuşatmiş, fakat şehri alamamiştı.[27]

Antalya’nın selçuklu dönemi’nden kalan simgesi yivli minare
5 mart 1207 tarihinde antalya selçukluların eline geçti. Şehir teslim alindıktan hemen sonra düzenlemeleri yapilmış, tersane yaptırılmiş ve kuzeyde uluborlu’da olan teşkilatın merkezi antalya’ya taşinmıştir.[28]

Ancak antalya’daki ilk selçuklu egemenliği oldukça kısa sürdü. Denizden yardım alabilecek bir şehirle ilgili deneyimleri olmayan selçuklular, bir cuma namazı vakti hiristiyanlarin, türklerin üzerine saldirip büyük çoğunluğunu katletmesiyle şehri kaybettiler. Antalya’nın bu kaybının nedenlerine ilişkin iki görüş bulunmaktadır. Birincisi, gıyaseddin keyhüsrev’in ölmesinin (1211) ardindan ve selçuklu şehzadelerinin taht kavgasi sırasında şehrin kaybedilmiş olabilecği; ikincisi 1214’te antalya yöresinin kumandani ertokuş’un uç askeriyle sinop fethine katılmak üzere gidip, şehir askeri bakimdan zayıf kalınca şehrin düşmüş olabileceği olasiliğidir.

Selçuklu sultani olan i̇zzeddin keykavus yeniden bir büyük sefere girişti. Şehir türkler tarafından 22 ocak 1216 tarihinde yeniden fethedildi. Türklerin güvenliklerini sağlamak üzere şehrin ikamet sahasını ikiye bölen bir koruyucu sur yaptirildı. Üzerine de bu fethin sebeplerini ve nasıl gerçekleştiğini belirten kitabeler konuldu. Şehri ikiye bölen bu duvara göre bati kesimi türk ve müslümanlarin, doğu kesimi ise hıristiyan ve yerlilerin sahasi olacaktı. Ancak on sene sonra antalya, devrin kaynaklarına aksetmeyen bir büyük imar daha görmüştür. Eski surunun 100 metre kadar doğusundan yeni bir sur daha yapilmıştir. Üzerindeki kitabelere göre 1225 tarihindeki bu inşaatın ilk sebebi şehre yeni türk yerleşmesini sağlamaktır. İkinci sebebinin limani korumak amaci olduğunu sanilmaktadir.
Bölge, osmanlilarin elindeyken karamanoğullari’nın ve ara sira da bazi avrupalı devletlerin saldırılarına uğradi. Antalya, yeniden osmanlilarin eline geçtikten sonra anadolu eyaletine bağlandi. Ayrica, antalya bir süre şehzade sancaği olarak osmanlı sancaklarindan bir tanesi oldu. Şehzade korkut 1502’den 1511 yılına kadar sekiz sene burada valilik yaptı. Antalya’nın korkuteli ilçesi de ismini şehzade korkut’un bu bölgedeki hükümdarlığından aldi.

Bu bölgede, osmanli idaresi altındayken 1511 yilinda ortaya çıkan şahkulu i̇syani, 16. Yüzyıldaki celali isyanları ve körbey isyani hariç önemli bir olaya rastlanmaz. Ancak bu ayaklanmalar neticesinde yeni fethedilen modon, koron gibi adalara büyük sürgünler oldu, i̇ran’a büyük miktarda göçler yaşandı. Bunlarla birlikte, bazi olumsuz davranişta bulunanlar daha sonraki yillarda yani kibrıs’in fethiyle birlikte buranin iskân ve imari amaciyla sürgün edildiler. Bu tür olaylar bölgenin siyasi, sosyal, kültürel ve nüfus yapisini etkiledi.

Teke sancaği’nın kuruluşunda özellikle coğrafi konumu ve tarihi şartlar önemli rol oynadı. Yine bu sancağin gelişmesinde eski çağlardan beri önemli ticaret yolları üzerinde bulunmasi da etkili oldu. Bölge osmanli egemenliğine geçince anadolu eyaletine bağlandi ve 19. Yüzyıla kadar bu şekilde devam etti. Tanzimat dönemiyle başlayan idari düzenleme sonucunda teke sancağı, karaman eyaletine; 1865 yılında çıkarılan vilayet nizamnamesiyle de konya vilayetine bağlandi. Bu dönemde teke sancağı’nin antalya, akseki, alaiye ve kızılkaya’yla birlikte beş kazasi bulunmaktaydi. Bunun sonucunda daha önce sancak olan alanya ve kazalari teke sancağı’na bağlandı. 1890 yili kayıtlarina göre teke sancaği’nın, i̇stanos, bucak, kızılkaya, beşkonak, millü, i̇ğdir ve serik nahiyelerinin bağli olduğu antalya kazasi, i̇bradı nahiyesinin bağlı olduğu akseki kazasi, finike nahiyesinin bağli olduğu elmali kazası ile kaş kazasindan oluştuğu görülmektedir. 1902 tarihinde teke sancaği, antalya, akseki, alanya, elmalı ve kaş kazaları ile 11 nahiye ve 524 köyden meydana gelmekteydi[43]. Antalya, osmanlı devleti’nin son dönemlerinde konya’dan ayrılıp bağımsiz bir sancak olma özelliği kazandi.[44]şah kulu ayaklanmasıir
Ana madde: şahkulu i̇syani
1511 yilinda çikan bu ayaklanmadaki neden, tarihi kaynaklarda adi “karabiyikoğlu”, “şeyhoğlu” veya “şeytankulu” olarak da tanıtılan ancak daha çok şah kulu veya şah kulu baba tekeli diye de tanınan kişidir. Şah kulu, şah i̇smail’in babası şeyh haydar’ın halifelerinden hasan halife’nin oğludur ve teke sancağindaki istanos’a bağlı yalinlı[45] veya kızılyaka köyündendir.^

Celali isyanlari zincirinin bir parçası olarak bilinen körbey ayaklanması, 17. Yüzyilin ortalarinda antalya mutasarrıfliği yapmakta olan ve körbey lakabı ile taninan mustafa paşa tarafından 1659 yılında çıkartildı.

Mustafa paşa, elindeki servetine ve antalya kalesinin savunma açısından sağlamliğina da güvenerek, osmanli devleti’nin kendisine karşi koyamayacağını düşünerek isyan etti. İsyan hareketi üzerine karadan ve denizden gönderilen kuvvetler sayesinde, antalya kuşatilarak top ateşine tutuldu ve kale içerisinde mahsur kalan halk, en sonunda kaleyi hükumet kuvvetlerine teslim etmek zorunda kaldığı gibi, mustafa paşa’yı da isyanı bastırmakla görevli köse ali paşa’ya verdi. Mustafa paşa donanma gemilerinde boğularak öldürüldü. Ona bağlı olanlar da idam edildiler.[46]antalya yöresinde yörük ali efe’nin evinde kentin ileri gelenlerinden bir grup, antalya rumlarının dışarıdan ufak bir yardım gördükleri takdirde isyana kalkışarak memleketin i̇tilaf kuvvetlerine teslim olacağı tehlikesine karşı antalya’yi korumak konusunda toplantı yapmaya karar verdiler. Ancak yapilan toplantilardan bir sonuç alinamadi.[48] bir müddet sonra anadolu’nun çeşitli yerlerinden bölgesel savunma cemiyetlerinin kurulduğunun duyulması ve 19 mayis 1919 günü samsun’dan gelen haberler antalya’da bir savunma cemiyeti kurulması fikrini yeniden gündeme getirdi.
Bu yıllarda alâeddin keykubat, alaiye’yi fethetmiş, orada önemli inşaatlar yapmiştır.[29] alaiye’nin de alınmasiyla selçuklularin akdeniz’de bir deniz birliği, kurmaları gerekti. Antalya’da çaliştırılan veya oluşturulan tersane, ilk türk deniz varlığının oluşmasını sağladı. Hemen ardından alaiye’de de bir tersane inşaatina girişilerek akdeniz’deki türk deniz gücü oluşturuldu. Antalya tersanesinin güvenliğini tam olarak sağlamak amacıyla 1225 tarihinde şehir içinde yeni bir düzenlemeye geçildi. Alâeddin keykubad, şehrin deniz tarafındaki savunmasini güçlendirmişti. 1243 kösedağ savaşi’nı kaybeden ii. Gıyaseddin keyhüsrev, bu defa kara tarafindaki savunmayı, yaptirdığı 1244 tarihli bir burç ile güçlendirdi. Antalya kalesinin içkalesi, ahmedek’i, limanin doğu yakasında iken, türk kesiminin de kuzeybatisina (bugünkü tophane’ye) taşindı.

PAYLAŞMAK ÖNEMSEMEKTİR !!

Bir yorum bırakın